CAN KIZIM
GELINCIK
Getirirdim tabiki butun yildizlari
Istersen doldururdum ayisigini avucuna…
Gokyuzunde parlayan yildiz!
Sen orda aya asik, ben burda yalniz…
Ne yapsam’ ne dusunsem aklimda yine sen…
Bir turlu seni sokup cikaramadim icimden…
Sen doya doya baktin o aya
Ben daha doymadim ne askina, ne
INTIZAR
AĞLAYAMADIM ÖZGÜRCE
ERKEK, GÖZYAŞI KATİLİ Mİ ANNE?
İlk özgür çığlığı, rahminden çıkıp, dünyaya
merhaba dedikten hemen sonra attım anne.
Ve son özgür (saf olmasa da) gözyaşlarımı
çok uzaklarda, ergenlik çağımın hemen başında
terk etmek zorunda kaldım. Bir erkektim artık anne.
Güçlüydüm. Güçlü olmak zorundaydım,
"karılar gibi" zırıldayamazdım. Elalemin maskarası
olamazdım. Kız bile vermezlerdi yoksa bana.
Ben ağlamamalıydım anne. Kadınlar, kızkardeşlerim
hatta sen bile ağlayabilirdin ama ben bunu yapamazdım.
Çünkü; ERKEKLER AĞLAMAZ dı anne.
Hayatın, ta göbeğinde yaşadım anne ve özgürce
ağlamayı tadamadım. Herşeyimi kaybetmekten,
işsiz kalmaktan, çocuklarımdan olmaktan,
yalnızlıktan, kazadan, beladan,
insanlardan korkmadım anne.
Ama ağlamaktan korktum. Sadece bana ait olan,
benim gözyaşlarımdan korktum.
Korktum ve gözyaşlarımı yuttum, kalbime
gömdüm ve onları tuğlalar gibi kullanarak
dev bir kule inşa ettim içimde anne.
Korktum ve boğazıma kadar gelip dayanan
hıçkırıklara sert komutlar verdim.
Boğdum onları anne, özgürlüğümü boğdum.
İşte bunun için seri katil oldum anne ve
cinayetlerimin sayısını bile unuttum.
Sevdiklerimden ayrıldım,
özgürce ağlayamadım sokaklarda,
gözyaşlarımı saklasın diye yağmurları bekledim.
Görkemli kaybettiğim anlarda kaçırdım
gözyaşlarımı merdiven altlarına. Tuvaletlere kaçtım,
ıssızlığın kucağında bırakabildim kendimi ancak.
Korktum ve çocuklarımdan da kaçırdım gözyaşlarımı.
Babaydım ve güçlü olmalıydım. Ağlarsam
güvenemezlerdi bana. Arkadaşlarımı gömdüm
uzun selvi ağaçların gölgelerine.
Yaşadığım ölümdü ve daha ötesi yoktu.
Ama ağlayamadım özgürce.
Birkaç damla gözyaşıyla kurtardım kendimi.
Bazen çıldırmaya az kaldı.
Bazen kendi içimdeki çocukla kavgalara tutuştum
ve o küçük çocuğun özgürlüğüne imrendim.
Bilmiyorum anne, belki de onun gibi
olamadığım için öldürmeye kalktım onu.
Bana çok şey öğrettin anne ama şöyle
adam gibi ağlamayı öğretmeyi unuttuğun için
beni yarım bıraktın anne.
İşte böyle sevgili annem...
Senin için, sen istedin diye gözyaşlarıma
ihanet ettim ve bir erkek olarak
erkek gibi ağlamayı başaramadım.
Engin Taş
Sükûn bir gemi olur, gece bir deniz şimdi
GÖNLÜMÜN İNTİHAR ARZUSU
Yaprak kokularında akşamı duyuyorum
Ki beni yokluk denen yere yaklaştıracak.
Yaprak kokularında akşamı duyuyorum
Ki alnımda sulardan şarkılardan bir şafak.
Sükûn bir gemi olur, gece bir deniz şimdi
Ki yelken gibi açmış yasını gençliğimin.
Sükûn bir gemi olur, gece bir deniz şimdi
Ki geçer dalgaları içimden serin serin.
Rüzgâr istiyorum ben ruhumun güllerine
Ki bir anda yaşasın iç içe rüyalarım.
Rüzgâr istiyorum ben ruhumun güllerine
Ki dökülsün, dağılsın, yok olsun hülyalarım.
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
OYSA NE COK ACILAR PAYLASTIK SENINLE
Sevgili Anneciğim,
Ne garip; yeni yeni farkediyorum ki,
çocukları anne olunca çocuklaşıyor anneler...
... Ve insan, zamanın nasıl insafsız
bir öğütücü olduğunu bu rol değişiminde anlıyor.
Eminim karnındaki ilk tekmemden, hatta doktorların
'Bundan sonra ağır kaldırmak yok' müjdesinden
beridir iki kişilik yaşıyorsun yaşamı...
Doğum odasında bir küçük el saçlarına tutununca
değişti herşey ve o el, o saçtan hiç eksik olmasın istedin.
Kimbilir kaç geceyi karyola başuçlarında derin
iç çekişler dinleyip hüzünlenerek uykusuz geçirdin,
kaç emzirme seansında bitkin uyuyakaldın.
O gün bugündür hayatı, bir toprakla çiçeği kadar
ortak üretiyor, tüketiyoruz.
Yolboyu, kusurlarını hiç görmedik birbirimizin,
yeteneklerimizi abarttık karşılıklı; toz
kondurmadık üzerimize, kol kanat gerdik...
Ben dünyanın en iyi evladıydım, sense; tarihin
en iyi annesi... Her çığlıkta
başucumda biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm.
Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin
o bencil alışkanlığıylaayakta kaldım.
Sevginle donandım...
Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi
ve yaşamın acımasız kuralı işledi ;
Büyüdüm... Senin kollarında 'sen'den habersiz,
bambaşka bir 'ben' çıktı ortaya. Bazen o eski 'ben'e
hiç benzemeyen bir 'ben'... Çünkü farkettim ki,
anlattığın masalların yaşamda karşılığı yokmuş.
Kızlar bir prens umuduyla kurbağaları öpedursun,
ben her yalanda burnumu yokladım.
Şaşırdım. Bostandaki lahanaların,
ısırılmış lahanaların ve benzeri pastoral ninnilerin
modasının geçtiğini gördüm sokakta...
Söyleyemedim
'Yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin artık
eskisi kadar geçerli olmadığını' anlatan kitapları
salonun ortasında açık bıraktım, açıp okuyasın diye...
Her kuşağın o vazgeçilmez ikilemi depreşti yeniden;
'Devir de amma değişti' diye yakınırken sen;
ben ilginle boğulduğumdan dertlendim.
Bir yerim yaralandığında 'Anam görürse
ne kadar üzülür' diye gizlemeye çalışmak
küçük bir çocuk için nasıl bir yüktür bilir misin?
Acından çok onda yaratacağın acı, acıtır canını...
Oysa ne çok acılar paylaştık seninle...
Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber...
Nasıl dar günlerde yardıma koşup,
kaç şenliğine ortak olduk birbirimizin?
...Lakin artık kafesten uçma vaktiydi.
'Danaların girdiği bostan'da ayakta kalabilmenin yolu,
tek başına kanat çırpmayı öğrenmekten geçiyordu.
Yargıladık birbirimizi bir dönem...Sorguladık...
...Sen bana eş dost çocuklarını örnek gösterdikçe,
ben seni eş dost ebeveynleriyle kıyaslar oldum.
Sen her sohbete 'Bizim çocukluğumuzda...'
diye başladıkça ben, değişen
takvim yapraklarını koydum önüne...
Nasıl da zalim bir çark bu değil mi?
Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde
yuvadan uçacağını bile bile
koca bir ömrü karşılıksız veriyorsun...
Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor.
Sonrası kâh bir kapı zili beklentisi,
kâh bir mektup, kâh bir telefon sesi...
Gizliden gizliye özlenen bir
Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzaklaştıkça
yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları...
Yazılarla konuştuk öyle zamanlarda...Bakışlarla anlaştık.
Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acılarımızı...
Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuştuk.
Ben büyürken seni de büyüttüm.
Şimdi çok daha iyi anlıyoruz birbirimizi...
Çünkü küçücük bir el saçlarımı kavrıyor geceleri...
Karyola başlarında uykusuz geceler geçiriyorum.
Pastoral ninnilerle büyütüyoruz oğlumu;
yalancı çocukların burunları uzuyor masallarda,
öpülen kurbağalar prens oluyor.
...Ve yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin
geçersizleştiğini anlatan kitapları
kaldırıyoruz salondan gizli gizli...
O korkunç çark, acımasız bir hızla dönmeye
devam ediyor. Zaman, öğütüyor kuşakları...
İnsan ancak mahrum kalınca anlıyor
sevginin değerini...
Bense sevginden mahrum kalmaya
fazla dayanamayacağımı biliyorum.
O yüzden bu Anneler Günü'nde
Hem biliyor musun?
'SENİ ÇOK SEVİYORUM'......
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
MERDÜM-İ DİDEME BİLMEM NE FÜSUN ETTİ FELEK
Şirler Bile
Merdüm-i dideme bilmem ne füsun etti felek
Giryemi füzun eşkımı hun etti felek
Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan
Yavuz Sultan Selim
« Önceki ::




